Buradasınız : Ana Sayfa // Yusuf Tanrıverdi // Mesele katsayı değil

Mesele katsayı değil

Katsayısı meselesi epeydir gündemimizde. Bu sorunun nasıl gündeme geldiğini unutursak konuyu ele alacağımız temeli kaçırmış oluruz. 28 Şubatın kudretli (!) subayları YÖK’e emir vererek İmam Hatip Liselerinin önünü kesmek, bu kesimin üniversitede farklı bölümlere (özellikle siyasal ve hukuk) girmesini engelleyecek bir formül icad etmelerini istemişlerdi. Brifiklendirilmiş YÖK üyeleri mahir bir buluşla katsayı formülünü üreterek bilime olan bağlılıklarını (!), kutsal postal bağlılığına feda etmenin büyük hazzını (!) yaşamışlardı.

Katsayı üzerinden fark edilmesi ve altı çizilmesi gereken bir gerçek var.

Katsayı savunucu bürokrat, siyasetçi ve sivil toplum kurumlarının genel profiline baktığımızda bu gerçek ortaya çıkacaktır.

Bu kesim özgürlük, adalet, hukuk, insan hakları ve eşit yurttaşlık konularını; “Ulusun” emperyalisler tarafından bölünme ve parçalanma senaryoları olarak değerlendirirler. Bunlara göre “Ulusun” varlığı “devletin kutsanması” ve “bürokrasinin mutlak ve buyurgan egemenliğiyle” mümkün olur. Seçilmişler mutlak buyurgan bürokrasinin emir ve direktifleri doğrusunda görev yüklenmelidirler. Demokrasi ancak mutlak bürokrasiye teslim olacak siyasi kadroları seçmek anlamında bir değer ifade eder. Bunun dışında bir demokrasi tanımı ve talebi kökü dışarıda; özgürlük, insan hakları gerekçesiyle “ulusun bütünlüğünü” parçalamaya yönelik sızmalardır. Bir kısım siyasiler, sivil toplum örgütleri bu sızmaların etkisi altına girmiş; özgürlük, adalet, sivil anayasa, eşit yurttaşlık gibi bölücü argümanlarla, “ulusal bütünlüğü” parçalayışı işlerin içine girmişlerdir. Ulusal güçlerin yapması gereken bu sızmaların önünü kesmektir.

Katsayı üzerinden yapılan tartışmanın temel ekseni budur.

İstanbul Barosu tarafını seçmiş. Diyecek bir şey yok.

Ancak Danıştay gibi üst yargı kurumunun tavrı ülke geleceği açısından endişe vericidir. Hukukçular elbette bir siyasi kanata sahip olabilirler. Sorun hukuk yorumlarının temeline siyasi tercihlerini koyuyor olmalarıdır. Bu tavırlarıyla da adalet sağlaması gereken kurumu siyasal bir kampın sözcüsü durumuna düşüyorlar ki tehlike burada yatmaktadır.

Daha önce kamuoyunun bildiği gibi Danıştay 8. dairesi YÖK’le ilgili benzer başka bir davada “katsayı belirleme ve sınav sistemini değiştirme kararının YÖK’te” olduğuna hükmetmişti. Ancak katsayı konusunda üst üste verdiği iki, kararla daha önce verdiği kararı inkar eden bir yol izlemiştir. Bir kurumun kendini inkârının ne anlama geldiğinin değerlendirilmesini kamuoyuna bırakalım.

Danıştay’ı, adalete ve hukukun üstünlüğüne ve tarafsızlığına çağırmanın bir anlamı da yoktur.

Hukuk siyasaldır, hukuk taraftır. Hukuk özgürlük, adalet, sivilleşme konularında tavrını bürokrasi hegemonyasından yana koymuştur.

Bu dayatmaların boşa çıkartılması için yapılması gereke özgürlükleri temel alan sivil bir anayasaya geçmek ve acilen bir yargı reformu yapmaktır.

Hükümet yalpalamayı bırakıp kararlılıkla sivil anayasayı gündeme taşımalıdır. Vesayetçi anayasa yürürlükten kaldırılmadan, demokratik meşruiyeti olmayan vesayetçi kurumların tahakkümünden bu milleti kurtarmak mümkün olmayacaktır.

Etiketler: , , , ,



Yorum Yapın

 
Dizayn eden Theme Junkie. Türkçe Çeviri ilyas.info.